Ne kadar az güzel şey var değil mi?
Öyle zamanlar oluyor ki o kadar eski yeni şarkıcı ve şarkılar içerisinde dinleyecek bir tane bile bulamamak. Yâda onlarca şarkınız varken müzik listenizdeki tek bir şarkının günlerdir çalıyor olması. Çok mu garip bir şey bu yoksa otistik bir davranış mı bilemiyorum öyleyse de itirazım yok. Çünkü sadece seviyorum dinlemeyi.
Dinledikçe içimde bir umut, gün ışığının sıcaklığını hissediyorum… Yatıyorum kalkıyorum dinliyorum…
Artık uykularım en fazla 4 saat… genelde gece yarısından ve öğle arasından sonra uyuyorum. Zamanın takibini yapmıyorum.. sadece oturmuş izliyorum… sadece oturmuş bekliyorum… neyin geleceğini ne zaman geleceğini bilmeden…. öylece oturuyorum belki de gideceğimi bilmeden hatta gitmem gerektiğini bilmeden… Gidişlerden usanmadım hala… fakat dönüşler her zaman utandırdı beni… artık gidemiyorsam sadece dönmekten çekindiğim için… umutsuzluk sanki içimi boşalttı… artık uyumak istemiyor, uyanmak istemiyor, yemek yemiyor ve aç kalmak istemiyorum… yalnız kalmak canıma tak etmişken… hiç kimse arasın sorsun istemiyorum… bugüne sıkı sıkı tutunurken gözüm hep eskilerin üstünde, gelecek ise hep arkamda… kötü şeyler zaten hep habersiz gelmez mi, haberli gelse de elden ne çare gelir ki…
Huzur sadece bir parça huzura ihtiyacım var. Yalancık sevmeye sevilmeye değil sadece ufak bir parça huzura…
Hayatımı kontrol etmeyi bırakalı çok oldu. Bundan öncesinde sanki bir aksiyon filminde saatte 120km hızlı giden bir kamyonda bir başka şoförle direksiyonu paylaşamıyor gibiydim… sürekli sağa sola çarpıp ilerletmeye çalıştım ama sonunda hep yoldan çıktım, hasar verdim ve derin yaralar aldım. Anladım ki gönül yaraları hiç bir zaman kapanmazmış. Bir evi yıkabilirsin yerine yenisini inşa edip farklı farklı insanları içine yerleştirebilirsin ama o eski evin anılarını gerçek sahipleri yaşadıkları sürece silemezsin… ve benim sadece bir ölme hakkım var.
I don’t want to think
Just want to be alone
My life, revolving,
Raging on
I don’t want to see
The ones who care for me
My mind, somewhere,
I wish to be
I don’t want to care
Afraid to lose my dream
My mind, in lust,
Just let me be!
I don’t want to live
Just want to be gone
My life, fading,
Into infinity
Darkness
Searching for the light
The dream
It’s just too bright
Now, burnt and blind
Even darkness, I have lost
Solitude, my friend
The decision is mine
Leave me now
It is my time


Tamamdır, şimdiye kadarkiler bir hataydı,
ama zararın neresinden dönsek kardır.

Aslında hayatımın kaos teorisinin birebir kanıtı olduğunu farkediyorum.
Mesela istanbula ilk gidişim şartların uygunsuzluğu başarısızlık, ardından ikinci gidişim .. işlerin bir süre iyi gitmesi, sonra maddi sıkıntıların ağırlığı ve iş vs. baskısı ve geri dönüş… Yeni bir başlangıç 1 ay süren dengelenme süresi ve ardından tekrar çöküş, diğer yandan yeniden oluşacak dengelemenin temellerini atarken buluyorum kendimi ve yeniden karasızlıklar, önceleri web-desktop-network-grafik seçenekleri arasında kararsızken şimdilerde para-suç-iş-okul seçimleri arasında kararsızım, hepsine o kadar yakınımki 60 saniye süre içerisinde hepsinin verdiği heyecanı, kalp atışlarını hissedebiliyorum.
Gerçekliklerimi kaybetmeye başladım. Yarın sabah gideceğim bir işim olduğundan emin değilim, hepsi bir hayal yada rüya gibi geliyor. Daha öncede yazdım tuvalete girdiğimde rüyada olmadııma dair kendimi denetlemeye ihtiyaç duyuyorum.

Yapabileceğimden çok fazla işim var, ayrıca seçim yapmak motivasyonumu dağıtmanın yanısıra konsantrasyonumuda düşürüyor. Düzensiz ve yetersiz uykunun zararlarını fazlasıyla görüyorum. Pharmaton, parasetamol, kahve (kafein) bazende nikotin ile dengelemeye çalışıyorum. yanlız kaos teorisi beni çıktığım 3 basamağa karşın sonunda 4 basamak düşürüyor.
Artık döngünün farkında olduğumdan düşüşü gördüğüm an dengelemeye yönelik yeni başlangıç arayışına giriyorum. Yeni bir başlangıç olmasa bile varolan fonksiyondan ayrılmaya zorluyorum.
Son Yorumlar